Giriş Formu



Kimler Çevrimiçi

Şu anda 154 ziyaretçi çevrimiçi

İstatistik

Üye : 726
İçerik : 509
Sayfa Gösterimi : 2393688
Emel Sayın'ın Gözlerine Bakan Köy Yazdır E-posta

İstanbul yönünden Gelibolu'ya gelenler, Koru Dağı'nı inerlerken karşılaşırlar ilk Saroz Körfezi’ yle. Hemen kıyıcıkta iki küçük ada, maviliklerin orta yerinde gözünüze çarpar. Muazzam bir ova önünüzde uzanır. Körfezi Gelibolu'ya doğru dönerken, solunuzda, buraları hep biliyormuşunuz gibi sizi gülümseten bir yol tabelası, sanki hep buralardaymışınız gibi bir hisse kapılmanıza sebep olur. Tabela Gelibolu'ya ait türküsüyle meşhur o köyü işaret eder. Evreşe'yi.

"Evreşe yolları dar...Bana bakma benim yarim var."

Biraz daha gitmemiz gerekiyor. Körfezi dönünce peneplen, yumuşak tepeler boyunca hafif yükselen bir yolda ilerlerken, Gelibolu Yarımadası'nda olduğunuzun daha farkına varırsınız. Çanakkale Harbi’nden kalma müstahkem mevkilere ait yapıları, bereketli ovanın tarlaları içinde görmeye başlarsınız. Ruhunuzun da atmosferi değişmeye başlar. Kimi zaman sağınızda Ege Denizi'ni ( Saroz Körfezi ), kimi zamansa solunuzda Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı'nın Marmara yönünden girişini aynı anda görürsünüz. Solunuzda Çanakkale Savaşları'nı iyi bilenlerin çok aşina olduğu bir yerleşim yeri yol tabelasında kendi adıyla beraber, "muhakkak uğramanızı" söyler. Bolayır…Her evin önünde kan kırmızı bayraklarını hergün dalgalandıran köy. ( şimdi belde.)

Ve birkaç kilometre sonra, Gelibolu'ya varmazdan önceki en yüksek noktaya geldiğinizde, sağınıza bakın. Hoş, bakışlarınızı bu güzellikten alıkoymanız mümkün değil ya; Emel Sayın'ın gözlerini göreceksiniz.

Güneyli Köyü.

Gelibolu'ya 11 km mesafede, Saroz körfezinin eşsiz güzlelliğini hergün seyrediyor Güneyli. Köy yüksek bir tepede kurulmuştur. Köyün avuç içi gibi şirin limanı ise 1 km uzaklıkta yer alır. Burası şimdi malesef mantar gibi, gittikçe çirkinleşen mimarileriyle yazlıklara esir olmak üzere. Köylüler Saroz'a "Emel Sayın'ın Gözleri gibi" der. Hatta girintili çıkıntılı kıyı şeridinde keşfedeceğiniz menekşe mavisi koylardan birine de bu ismi ısrarla vermişler. "Emel Sayın Koyu".

Kasım güneşinin senelerdir en cömert davrandığı hafta sonlarından birini yaşarken, hafta sonunu eve kapanıp geçirmek olmayacaktı. Hal böyle olunca, yakın bir yerlere kaçmak şart olmuştu. Epeydir Gelibolu aklımda yer ediyordu. Bu civarda gezebileceğim yerleri bilgisayarımın sanal galerilerinde dolaşırken, çarpıldığım birkaç fotoğrafın hatrına cumartesi günümü tamamen buraya ayırmaya, Gelibolu'yu ise Pazar günü dolaşmaya karar verdim. Nereden mi bahsediyorum ? Güneyli’ den pek tabiki.

Keşan'dan Gelibolu'ya giden araçlardan birini bulabilmek için, elimden kolumdan çekiştirmeler arasında bir otobüs firmasının yazıhanesinde soluğu aldım. Bursa yoluna giden bir otobüs, Gelibolu'ya uğramazdan evvel Güneyli Köyü'nün kıyısından geçiyordu. Saati en uygun firma olduğu için tercih ettim. Yoksa, şehirlerarası dolmuş taşımacılığı yapan birkaç firma daha o yöne her saat gidiyor. Tabi, ben böyle desem de, malesef ki bazı firmalar saatlerinde kalkmak konusunda çok vurdumduymaz. Bunu bir uyarı olarak söylemiş olayım.

Bir saat süren, Korudağ ve Saroz Körfezi'nin nefis manzarası eşliğinde bir yolculuktan sonra, Gelibolu'ya 11 km. kala Güneyli Köyü sapağında iniliyor. Güneyli Köyü merkezine giden yol, 700-800 mt. Gelibolu-Keşan devlet yolundan içeride yer alıyor. İkinci bir yol ise, dik bir meyille köye uğramadan Güneyli Köyü Liman'ına iniyor. Bu noktada manzara muhteşem.

Sıcak giden havaların etkisiyle, yeni sürülmüş, ama hemen yeşile durmuş tarlalar kimi yumuşak kimi zamansa sert bir meyile limana kadar iniyor. Saroz Körfezi'nin karşı kıyısında Keşan'a bağlı Mecidiye ve Erikli gibi yerleşim yerleri gayet net seçilebiliyor. Tarifsiz bir mavi bu.

Önce köye gitmeye, sonra limana inmeye karar verdim. Kısacık yol boyunca köye giden birkaç araç o yöne götürmeyi teklif ettiler. Öyle ki, bu durumdan kurtuluş olmadığını anlayıp tarladan dönmekte olan adının sonradan Mustafa olduğunu öğrendiğim genç bir arkadaşın motoruna (!) bindim. Motor buralarda traktör için kullanılan yaygın bir sözcük. Kısa sürede köye girdik.

- "Ben şuradan döneceğim, siz kime geldiniz, nereye bırakayım ?" dediğinde verecek cevap bulamadım.

 Şaşkınlığımdan anlamış olacak,

- "Aracı avluya bırakayım, sonra bir çay içmeye kahveye gideriz" dedi Mustafa.

Ve, geniş bir avluya doğru motorumuzla girdik.

Hala yemyeşil bir bahçe. Tipik bir Rumeli evi olduğu her halinden belli bir evin bahçesindeydik. Hayat(!) boyunca dizilmiş yağ tenekelerine, yoğurt kaplarına ekilmiş sardunyalar, korkuluklarına sardırılmış susaklar ( su kabakları ) ile tam bir Rumeli Evi. Bu arada söylemiş olayım, Rumeliler evin odalarından bahçeye doğru çıkan ve üzeri örtülü sundurmalarına yerel şive ile böyle der : "Hayat".

Mustafa içeriye seslendi :

- "Çay yapın, misafir var."

Bana dönüp,

-"Kahveye gitmeyelim, burada içeriz çaylarımızı hem bizim evleri yaşantımızı bir görüver" deyince kıramadım.

Hayatın avluya inen merdivenlerine yakın bir sedire oturduk. Bu arada Mustafa bana köyden bahsetti. Tam da tahmin ettiğim gibi bir göçmen köyü burası. Mübadele sonrası, oldukça da geç bir tarihte, 1937'de Bulgaristan tarafından gelenlerce kurulmuş, 1950'li yıllarda aynı yöreden bir kısım soydaşımızın gelmesiyle bugünkü halini almış köy. "Macır Köyü burası" diyor Mustafa inceden bir koltukları kabararak. Rumeli'li olmak çok övünç duyulacak bir durum gibi algılanır ya Trakya'da, o da aynı hisleri dile getiriyor.

Çaylar, sohbetler...

Bana limana inen yolları, görmeden gitmemem gereken koyların yerlerini bir bir belletiyor. Böylelikle ayrılıyorum bu şirin köy evinden. "Ben de gelirdim ama Sülüman Aga'nın baya gidicez" diye inceden bir Rumeli şivesiyle, bana katılamayacağını dile getiriyor.

Az ötedeki, "Limana Gider" tabelasından da anladığım üzere, sağa sapan stabilize bir yol boyunca aşağı doğru dik bir meyile inmeye başlıyorum. Köy evleri bütün güzellikleri ve doğallığı ile geride kalırken, beyaz rengin ağırlıklı tercih edildiği fakat çirkin mimarileriyle limanı kuşatan yazlıklar başlıyor bir süre sonra. Liman köyden 1 km kadar uzakta yer alıyor.

Duaya durmuş avuç içi gibi bir koy, Güneyli Köyü Koyu.

Her yer yazlıklar, koyu çevreleyen kumsalın gerisindeki yeme-içme ve gıda satıcılarının mekanları ile dolu. Fakat, limandan seçebildiğim 8-10 balıkçıdan başka kimseler yok. A, bir de, balık sevdasına liman civarında dolaşan, yılışık kediler ve köpeklerden başka hiç bir şey yok.  

Önce kumsalı baştan başa geçip, limanın karşısında bulunan, denizden 15-20 mt yükseklikteki tepeye doğru ilerliyorum. Öyleki buradan iyi fotoğraf alabileceğimi düşünüp, koyu daha iyi göreceğimi tasarlıyorum. Öyle de oluyor nitekim. Liman karşımda, ve gerisinde Gelibolu Yarımadası boyunca uzayan şirin koyları seçebiliyorum. Bazen bir dil gibi uzanan sivri burunların arasında yer alan küçük koylardan bahsetmişti Mustafa. Bunlar o bahsettikleri olmalı diye düşünürken, az daha yüksek bir yere çıkınca arkamda beliren koy beni büsbütün cezbediyor. Sonradan öğreniyorum ki, buranın ismi Fatma Kadın Çeşmesi Koyu. ( Davut İskele Koyu )

Tekrar aşağı inip, U şeklindeki kumsal boyunca limana doğru yürüyorum. Kumsalın orta yerinde boylu boyunca akasya ağaçları, beline kadar beyaz badanaları ile dimdik duruyorlar. Bahar geldiğinde akasyaların kokusunun başdöndürdüğünden bahsederler. Aralarına serpiştirilmiş, güneş şemsiyeleri ve şezlonglardan arta kalanlar hala duruyor. Oysa şimdi kimseler yok buralarda. Olsun, yine gelecekler.

Limana bir çırpıda varıyorum. Birkaç balıkçı ve ilkokul çağında çocukları, bir telaş içinde koşturuyorlar. Meğer, onlar da yemek yemeye hazırlanıyormuş ki ben gelmişim. Dolayısıyla, burada da davet edildim sofraya. Kaynanam seviyor (!) olmalı.

Kırmadım, ve sofralarına konuk oldum. Elbette ızgaradan gelen kokular baş yemeği haykırır gibi. Balık. Bir balıkçı arkadaş teknesine gidip, bir damacanaya bastığı "tuzlu balık" ile geri dönüyor. "Bunu tatmalısınız. Bu Çanakkale'nin meşhur tuzlu balığı. Gittim, gezdim, gördüm ama yemedim demesin kimse !".

Nefis, tek kelimeyle nefis. Beraberinde bir parça tuzsuz keçi peyniri ile ikram edildi tuzlu balık. Böyle de ikram edilirmiş evlerde, ama " Bunu bir de Şarköy'ün kara üzümlerinden yapılan ev yapımı şarapla içeceksiniz, oooofffffffff!" demeyi de ekliyor balıkçılar.

Limandan, teşekkür edip ayrılıyorum. Mustafa gibi, balıkçılar da bana bundan sonraki koyları bir bir bellettiler. Yine yazlıkların yoğun olduğu bir yerden geçtikten sonra, dizi dizi denize sokulmuş burunlar arasındaki küçük koyları dolaşıyorum. Muhteşemler.

Mahmutpaşa Koyu ( İncirlik ), Asker Çeşme Koyu ve nihayet Emel Sayın Koyu ( Karanlıkdere Koyu ). Emel Sayın Koyunun mavisine bakarak bilmeyen biri bile rahatlıkla bulabilir. Küçük nefis bir koy, ve kesinlikle derin bir mavi.

Fotoğraf çekerken öyle vakit kaybediyorum ki, saat 3'e yaklaşıyor. Ve, anayola çıkmak için çok daha uzun bir yol katedeceğimi hesaba katarak geri dönmeye karar veriyorum. Limanın üzerinden giden bir patika yol boyunca, önce limanın olduğu koyun hizasına kadar geliyorum. Buradan sonra, köye çıkan yolu değil, liman mevkiinden direk anayola çıkan dik stabilize yolu tercih ediyorum. Oldukça dik bir yol burası ve yol boyunca yükseldikçe daha da yoruluyorum. Fakat, gittikçe deniz seviyesinden yükselerek ilerleyen, hepi topu 1 kilometrelik bu yoldan geriye baktıkça, liman ve çevresi o kadar güzel görünüyor ki. Daha da yükseğe çıkıp, en güzel manzarayı yakalamayı istiyor insan. Bol bol fotoğraf çekiyorum.

Ve saat 4'e yaklaşırken ancak, Keşan-Gelibolu devlet yoluna varabiliyorum. Son bir kez daha Güneyli limanına bakma ihtiyacı duyuyorum. Öyle ya, "Emel Sayın'ın gözlerine senelerdir bakan köy"e bir daha ne zaman gelebilirim, kim bilebilir ?

Yolun karşısına geçerken, bu defa çok şanslıyım. Şehirlerarası taşımacılık yapan dolmuş taksilerden biri geçiyor. Hemen binip, Keşan'a doğru yola düşerken, güneş de epey alçalmış durumda. Korudağ'ı çıkarken, son defa güneşi ve Saroz Körfezi'ni başımı yasladığım camdan gördüğümü hayal meyal anımsıyorum.

Veeeeeeee...Film bitti. Hatta film koptu.

Ancak maknistin, pardon şöförün dürtmesiyle kendime gelebiliyorum.

- "Abi, geldik. Son durak."

15. Kasım. 2008

 



Bu Yazıyı Ekle

Facebook    Deli.cio.us    Digg   
 








 

Bu site Berilweb tarafından hazırlanmıştır, ROTA tarafından barındırılmaktadır. © 2013 Sitede yer alan içeriklerin tüm hakları Trakyagezi, fotoğraf hakları sanatçısına aittir.

JoomlaWatch Stats 1.2.8b_09-dev by Matej Koval